Genel Müdür - Yiğit DEMİRTÜRK

Sayın Kurucu Temsilcim, değerli idarecilerim ve öğretmenlerim, sevgili öğrenciler ve kıymetli veliler,


10 Kasım.

Saatler 09.05’i gösterdiğinde, ülkemizin her köşesinde aynı sessizlik, aynı duygu, aynı saygı…

O sessizlikte aslında milyonlarca kalp birden “Atam” diyor.

Bir millet; evladına, babasına, rehberine, ışığına sesleniyor.


Evet… Bugün Atatürk’ü anıyoruz. Ama bugün ben burada sadece anımsamak için değil, anlamaktan ve yaşamaktan söz etmek istiyorum. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak, sadece bir takvim gününde saygı duruşunda bulunmak değildir.


Çünkü Atatürk, sadece bir lider değil, düşüncenin, ilerlemenin ve insanlığın rehberidir.

Onu anmak, onun gösterdiği aydınlık yolu yürümektir. Atatürk’ü anmak, onu anlamak, onu hissetmek onun fikirlerini, değerlerini, yaşam biçimini, vizyonunu ve ideallerini her gün yaşatmaktır.


Bizler biliyoruz ki, bir milletin büyüklüğü bir lidere duyduğu sevgiyle değil, o liderin fikirlerini ne kadar yaşattığıyla ölçülür.

Atatürk bize sadece bir kurtuluş değil, bir yaşam biçimi bıraktı.

“Akıl ve bilim” dedi, bizlere yön gösterdi.

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” dedi, kültürümüzü korumayı öğretti.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek barışın dilini, insanlığın ortak değerini anlattı.


Peki biz, Atatürk’ü nasıl yaşatabiliriz?

Bir öğretmen, sınıfta öğrencisine “Kendi fikrini söylemekten korkma” dediğinde Atatürk’ü yaşatır.

Bir öğrenci, “Ben araştırdım, farklı bir yol buldum” dediğinde Atatürk’ü yaşatır.

Bir ebeveyn, çocuğuna “Doğruyu ararken her zaman aklını kullan” dediğinde Atatürk’ü yaşatır.

Bir yönetici, “Kararlarımızda bilim, vicdan ve adalet rehberimiz olacak” dediğinde Atatürk’ü yaşatır.


Atatürk’ü yaşatmak; onun fotoğrafını duvarda asılı tutmak değil, onun düşüncelerini yüreğimizde canlı tutmaktır.


Ne olursa olsun, Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmayacağız

Unutturmayacağız.

Unutturtmayacağız.


Çünkü unutmak, sadece bir insanı değil, bir ideali kaybetmektir.

Unutturmak, bir geleceği silmektir.

Biz o geleceğin bekçileriyiz.


Atatürk’ün yaptıklarını düşünelim bir an…

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi.

Bunu nasıl unutabiliriz?


Eğer kadınlarımız bugün güçlü, üretken, özgürse, eğer çocuklarımız annelerinin fikirlerine saygı duyuyorsa,

bu, Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük devrimlerden biridir.

Bu hakkı koruduğumuz sürece, onu yaşatmış oluruz.


Eğitimde fırsat eşitliğini savundu.

Anadolu’nun her köşesinden ışık saçtı.

Biz, her öğrencinin potansiyeline inandığımızda, bir çocuğun gözlerindeki merakı söndürmediğimizde Atatürk’ü yaşatırız.


Laikliği getirdi.

Din ile bilimi ayırarak vicdan özgürlüğünün temelini attı.

Biz, kimseye inancı, dili, düşüncesi yüzünden farklı bakmadığımızda, Atatürk’ü yaşatırız.


Sanatı ve estetiği önemsedi.

Bugün bir çocuk resim yaparken, bir genç tiyatro sahnesine çıktığında, bir öğretmen müzikle öğrencisine ilham verdiğinde Atatürk oradadır.


Tarımı, üretimi, sanayiyi geliştirmek için fabrikalar, çiftlikler kurdu.

Bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyledi.

Biz bugün üretiyorsak, fikir üretiyorsak, yenilik peşindeysek, Atatürk’ün sesini duyarız.


Ve en önemlisi…

Gençlere güvendi.

“Ey Türk gençliği!” diyerek geleceği onlara emanet etti.

Bir genç adalet arayışına, bir genç kadın cesaretine, bir genç öğretmen umuduna sahip çıktığında;

Atatürk oradadır.


Atatürk’ü yaşamak;

her sabah okul bahçesinde söylediğimiz “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü anlamak,

o mutluluğun sadece bir kimlik değil, bir değer, bir sorumluluk olduğunu hissetmektir.


Atatürk’ü yaşamak;

her 10 Kasım’da gözlerimiz dolarken,

11 Kasım sabahı kalkıp onun izinde çalışmaya devam etmektir.


Bugün burada, Atatürk’e duyduğumuz derin minnettarlığı bir kez daha dile getirirken,

aynı zamanda Yüce Okullarının kurucusu Yücel Babamız, Yücel Kalınyazgan’ı da anmak istiyorum. Yücel Baba Mustafa Kemal Atatürk’ü yalnızca seven değil, onu örnek alarak bir okul, bir kültür, bir vizyon inşa eden bir eğitim lideriydi.

“Eğitimde Atatürkçü düşünceyi yaşatmak, en büyük görevimizdir.” derdi. O, Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” idealini Yüce Okullarının temeline koydu. Bugün bu okulda attığımız her adım, bu iki büyük insanın —Atatürk’ün ve Yücel Kalınyazgan’ın— ışığıyla aydınlanıyor.


Bizler, onların emaneti olan bu kurumun çatısı altında, her gün bir kez daha söz veriyoruz:

Atatürk’ün izinde, bilimin, çağdaşlığın, adaletin, insanlığın yolunda ilerleyeceğiz.


Sevgili öğrenciler,

Bir gün biriniz doktor olacak, biriniz sanatçı, biriniz mühendis, biriniz öğretmen…

Ama kim olursanız olun, unutmayın:

Bir ülkenin gerçek gücü, düşünen, üreten, sorgulayan insanlarıdır.

Atatürk’ün “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” sözü, sizin yaşam pusulanız olsun.


Ve son olarak…

Bugün burada, sadece geçmişi anmak için değil, geleceğe söz vermek için bulunuyoruz.


Söz veriyoruz Atam:

İlkelerine sahip çıkacağız.

Fikirlerini yaşayacağız.

Ülkemizi bilimle, sanatla, emekle daha ileriye taşıyacağız.

Ve seni hiçbir zaman, hiçbir koşulda unutmayacağız.

Unutturmayacağız.

Unutturtmayacağız.


Çünkü biz, senin ışığınla aydınlanan bir nesiliz.

Ve o ışık, hiç sönmeyecek.

Rahat uyu. Seni saygı ve sevgiyle her gün yaşıyor ve yaşatıyoruz.


Teşekkür ederim.



Dear Founder’s Representative, esteemed administrators and teachers, beloved students, and valued parents,

November 10.

At exactly 09:05, the same silence, the same emotion, the same respect fills every corner of our country…

In that silence, millions of hearts whisper “Atam.”

A nation calls out to its child, its father, its guide, its light.


Yes… Today, we commemorate Atatürk. But I am here not just to remember, but to speak of understanding and living. Because to commemorate Mustafa Kemal Atatürk is not just about standing in silence on a date marked on the calendar.


Because Atatürk is not just a leader; he is a guide for thought, for progress, and for humanity.

To remember him is to walk the enlightened path he showed us.

To commemorate Atatürk is to understand him, to feel him, to live his ideas, values, lifestyle, vision, and ideals each day.


We know that the greatness of a nation is not measured by the love it shows to a leader, but by how much it keeps that leader’s ideas alive.

Atatürk gave us not just liberation, but a way of life.

He said, “Reason and science,” and guided us.

He said, “A nation deprived of art is one whose lifeblood is cut,” and taught us to protect our culture.

He declared, “Peace at home, peace in the world,” and introduced us to the language of peace and the shared values of humanity.


So how do we keep Atatürk alive?

A teacher keeps Atatürk alive when they tell a student, “Don’t be afraid to speak your mind.”

A student keeps Atatürk alive when they say, “I did my research, I found a different way.”

A parent keeps Atatürk alive when they tell their child, “Always use your mind when searching for the truth.”

An administrator keeps Atatürk alive when they say, “Science, conscience, and justice will guide our decisions.”


To keep Atatürk alive is not to hang his photo on a wall, but to keep his thoughts alive in our hearts.


No matter what happens, we will never forget Mustafa Kemal Atatürk.

We will not let him be forgotten.

We will not allow him to be forgotten.


Because forgetting is not just losing a person—it is losing an ideal.

To let him be forgotten is to erase a future.

We are the guardians of that future.


Let us take a moment to think of what Atatürk accomplished…

He gave women the right to vote and be elected.

How could we ever forget that?


If today our women are strong, productive, and free—

If our children respect the opinions of their mothers—

That is one of Atatürk’s greatest revolutions.

As long as we protect this right, we keep him alive.


He defended equal opportunity in education.

He spread light across every corner of Anatolia.

We keep Atatürk alive when we believe in the potential of every student,

when we do not extinguish the curiosity in a child’s eyes.


He brought secularism.

By separating religion and science, he laid the foundation for freedom of conscience.

We keep Atatürk alive when we do not judge anyone for their belief, language, or opinion.


He valued art and aesthetics.

Today, when a child paints, when a youth takes the stage,

when a teacher inspires with music—Atatürk is there.


He built factories and farms to develop agriculture, production, and industry.

He said a nation must stand on its own feet.

If we produce today, if we generate ideas, if we pursue innovation—we hear Atatürk’s voice.


And most importantly…

He believed in the youth.

Saying “Oh Turkish youth!” he entrusted the future to them.

Whenever a young person stands up for justice,

whenever a young woman embraces her courage,

whenever a young teacher protects their hope—Atatürk is there.


To live Atatürk means

to understand the words we chant every morning: “How happy is the one who says ‘I am a Turk,’”

to feel that happiness is not just an identity, but a value, a responsibility.


To live Atatürk means

to shed tears every 10th of November,

and to rise on the morning of the 11th and continue working in his path.


As we express our deep gratitude for Atatürk here today,

I would also like to commemorate Yücel Kalınyazgan, the founder of Yüce Schools—our beloved Yücel Baba.

Yücel Baba was not just someone who loved Mustafa Kemal Atatürk;

he was an educational leader who built a school, a culture, a vision by taking him as an example.


He used to say, “Keeping Atatürk’s thinking alive in education is our greatest duty.”

He embedded Atatürk’s ideal of “generations who are free in mind, free in conscience, and free in knowledge” into the foundation of Yüce Schools.

Today, every step we take in this school is illuminated by the light of these two great people—Atatürk and Yücel Kalınyazgan.


Under the roof of this institution entrusted to us,

we promise once again, every day:

We will follow Atatürk’s path—guided by science, modernity, justice, and humanity.


Dear students,

One day, one of you will be a doctor, another an artist, another an engineer, another a teacher…

But no matter who you become, never forget:

A country’s true power lies in its people who think, produce, and question.

Let Atatürk’s words—“My true legacy is science and reason”—be your compass in life.


And finally…

We are gathered here today not only to remember the past,

but to make a promise for the future.


We promise you, Atatürk:

We will protect your principles.

We will live your ideas.

We will carry our country forward with science, art, and hard work.

And we will never, ever forget you.

We will not let you be forgotten.

We will not allow you to be forgotten.


Because we are a generation illuminated by your light.

And that light will never fade.

Rest in peace. We live and keep you alive every day with love and respect.


Thank you.

Adres Bilgileri