Kurucu Temsilcisi - Kağan KALINYAZGAN

Sevgili Öğrencilerimiz, Değerli Velilerimiz, Öğretmen ve İdarecilerimiz


Bu özel günde sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet’in kuruluşunun 98. yıl dönümünde sizlerle birlikte olmaktan, coşkunuzu ve sevincinizi paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.


Milli bayramlarda tarihimizde yaşanan kilometre taşlarının taşıdığı duygu ve düşünceleri mümkün olduğunca yaşatmayı ve tarihi süreç içerisinde sebep sonuç ilişkisi oluşturarak öğrencilerimizle birlikte sorgulamayı hedefliyoruz. Bugün olduğu gibi törenleri de bu bakış açısıyla planlayarak tasarlıyor, öğrencilerimizin güncel gelişmelerle tarih arasında bağlar kurmalarını amaçlıyoruz.


Cumhuriyet’in ilan edildiği dönemde İngiltere Krallıkla, Almanya, İspanya ve İtalya faşizmle, Fransa ve Yunanistan askerleri rejimle, İran Şahlıkla ve Sovyetler Birliği proleter diktatörlükle yönetiliyordu. Dünyada halkın egemen olduğu bir yönetim şekli neredeyse yoktu. Kurtuluş Savaşından büyük bir zaferle çıkan Başkomutan Mustafa Kemal ise her istediğini yapabilecek bir güce sahipti. O güne kadar Türk devletleri de dahil, tarih boyunca savaş kazanarak devlet kuran komutanlar kendi diktatörlük rejimlerini oluşturmuşlardı. Bu örneklerden yola çıkılacak olsa Mustafa Kemal de rahatlıkla kendi saltanatını kurabilirdi. Üstelik bu durum hem Türkiye’de hem de dünyada son derece olağan karşılanırdı. Zaten Türkiye’de halk yüzyıllardır süregelen saltanata dayanan bir yönetim anlayışını benimsemişti.


Mustafa Kemal, o tarihte çağının ilerisinde bir liderlik örneği sergileyerek kendi devletini kurmadı. Tek adam olmak istemedi. Egemenliği kayıtsız şartsız millete vererek halkını yüceltmek istedi. Millî egemenliğe dayanan, tam bağımsız, yeni bir Türk devleti kurdu. İşte, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti böylesine büyük bir mucize eseri kuruldu.


Cumhuriyet ilan edildiğinde, Birinci Dünya Savaşı ve hemen arkasından Kurtuluş Savaşından çıkmış olan borçlu, hastalıklı ve yoksul bir köylü devletini, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir topluma dönüştürmek gerekiyordu. Bunun için yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak ve ilerlemek gerekiyordu. Bu sözler Cumhuriyetin ilan edildiği günün ertesinde Atatürk’ün İsmet Paşa'ya sunduğu mektupta yer almaktadır.


Atatürk kolay yoldan giderek ve tüm gücü elinde tutarak bu devrimleri çıkaracağı kanunlarla gerçekleştirmeyi seçebilirdi. Ancak o zor olanı tercih etti ve Cumhuriyeti ilan etti. Bu devrimleri toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan oturumlarda tartışarak, tüm kesimlerle uzlaşarak şekillendirdi ve kanunlarla hayata geçirdi. Böylelikle, Türk ulusunun desteğiyle;


Halifelik kaldırıldı.

Harf ve dil devrimleri yapıldı.

Kıyafet devrimi yapıldı.

Medeni kanun hayata geçirildi.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi.

Ekonomi alanında kalkınma planları oluşturularak hayata geçirildi.

Eğitim ve kültür alanında devrimler yapıldı.

Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş kurumlarla donatıldı.


Yapılan devrimlerle belki de 100 yıla sığdırılacak toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel değişimler 15 yıl kadar kısa bir sürede hayata geçirildi. Diğer birçok ülkede böylesine büyük değişimler çok büyük bedeller ödenerek gerçekleşirken Türkiye’de bu devrimler toplumsal bir uzlaşmayla ve barışla gerçekleşti. 


Bu büyük dönüşümle Türkiye Cumhuriyeti 15 yıl gibi kısa bir zamanda dünyanın medeni ve çağdaş ülkeleri arasında yerini aldı.


Cumhuriyet’in ilân edilmesi ve kuruluş dönemi, yaşam boyu açıp okuduğumuz başucu kitapları kadar ilham vericidir. Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda tohumu atılan ilkeler temel değerlerimizin referans kaynağıdır. Böylesine büyük bir sıçramaya dayanak oluşturan bu azim dolu serüven, bizler için yol gösterici olduğu kadar ülkemizi en doğru şekilde yönetmenin kullanım kılavuzunu da içerisinde barındırır. Yücelen gençlerimiz karar süreçlerinde, içerisinde bulundukları koşullar her ne olursa olsun rotalarını daima işte bu şanlı tarihe bakarak ve en doğru çıkarımlarda bulunarak oluşturacaklardır. Çünkü tarih içerisinde defalarca kanıtlandığı üzere Cumhuriyetimiz, 98. yaşına rağmen ilkeleri, değerleri, siyasi kültürü, yurttaşlık gelenekleri, yönetim pratikleri ve demokrasi tahayyülüyle her daim gençtir ve gençlerimizin açık zihinleri sayesinde genç kalmaya devam edecektir.


Atatürk’ün Türk gençliğine en büyük emaneti olan Cumhuriyet’i korumanın ve öğrencilerimize kazandırmanın kararlılığı içerisinde olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim. Bu anlamlı günde Başkomutanımız ve ulu önderimiz Atatürk ve tüm şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, Atatürk’ün izinde yürüyen YÜCElen gençlerimize sevgilerimi iletiyorum.


Saygılarımla,

Adres Bilgileri